Kanseroloji

Kanser hakkında her şey

Hos Geldiniz

Kanseroloji.com Kanserde erken teshis cok onemlidir. Kanser turleri bireylerin bunyesine gore farkli etkilesimde bulunabilir. En onemlisi umutsuzluga kapilmadikca kanseri yenme ihtimaliniz her zaman vardir. Kanseri yendikten sonra da cok siki bir bakim gerekmektedir.

Önemli : Kanserde Bitkisel Karışımlar Kullanmayın

Yazan: admin Tarih: Ara 4th, 2010 | Kategori:: Kanser

Tanı ve tedavi imkanlarının her geçen gün gelişmesine rağmen görülme sıklığı artan kanser tedavisinde, medikal tıbbın yanı sıra kontrolsüz kullanılan bitkisel ürünlerin ve vitamin takviyelerinin, kanseri önlemek, durdurmak yerine olası riskleri artırabildiği, tedavinin etkinliğini azaltabildiği ve komplikasyonlara neden olarak ciddi sonuçlara yol açabildiği bildirildi.

Uzmanlar, beta karotenin özellikle sigara içenlerde akciğer kanseri gelişimini önlemek yerine kolaylaştırdığını, tüm anti-oksidanların potansiyel olarak kemoterapi ve radyoterapinin etkisini azaltabildiğini, kalsiyum-magnezyum-potasyum ve çoğu zaman vitamin karışımları içeren minerallerin özellikle kemik metastazı olan veya kalsiyum yüksekliği bulunan hastalarda sakıncalı olabileceği uyarısında bulunuyor.

Isırgan otunun, kan pıhtılaşmasını sağlayan hücreler üzerindeki olumsuz etkisinin kemoterapi yan etkileri ile karışabildiği, aşırı sarımsak tüketiminin kanama problemine yol açabildiği için kemoterapi-radyoterapi alanlarda kullanılmaması gerektiğine dikkati çeken uzmanlar, japon eriğinin ölümcül kanamalara yol açabileceğinden kemoterapi ve radyoterapi etkisini azaltabildiğini belirtiyor. Meme ve rahim kanseri hastalarının soya ve ginseng’ten uzak durması gerekiyor.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, bitkisel karışımlar ile vitamin takviyelerinin, kanser ve kanser tedavisi üzerine olumsuz etkileri olduğunu söyledi.

Kanserden korunmak için bir ilaç olmadığını, tütün kullanımı ya da pasif içicilik, yanlış beslenme, aşırı kilo, fizik aktivite eksikliği, güneş ışığı maruziyeti gibi etmenlerin kansere yol açtığını, bunlardan kaçınılarak kansere yakalanma riskinin ciddi oranda azaltılabileceğini vurgulayan Çelik, sağlıklı kişilerin gereksiz ilaç ve vitamin desteklerinden uzak durması, hasta olan kişilerin hekim bilgisi dahilinde ilaç kullanması gerektiğine işaret etti.

Çelik, vitamin takviyelerinin temel beslenme ögeleri arasında yer almadığını ve bunların kesinlikle “ilaç” olmadığını ifade ederek, ABD başta olmak üzere birçok ülkede vitamin takviyelerinin kullanımının arttığını söyledi. ABD’de saygın bir kurum olan FDA’nın (Food and Drug Administration, Besin ve İlaç Kurumu) bile bu tip ürünleri denetleyemediğini, onaylamadığını ve tehlikeli olabilecekleri konusunda uyarılarda bulunduğunu dile getiren Çelik, aynı etken maddeyi içeren ürünlerin birçok değişik ambalaj ve marka adı altında satılabildiğini ve içerdikleri miktarların üründen ürüne ya da markadan markaya farklılık gösterebildiğini söyledi.

“TEDAVİ SÜRECİNDE, ÖNCESİNDE VE SONRASINDA KULLANILMAMALI”

Çelik, bu ürünlerin etki veya yan etkisi konusunda bilimsel olarak bir veri elde etmenin mümkün olmadığına dikkati çekerek, kanser tedavisi öncesinde, esnasında ve sonrasında bitkisel karışımlar-vitamin kapsüllerinin kullanımına “kesinlikle” izin verilmemesi gerektiğini belirtti.

İsmail Çelik, “Çünkü, bitkisel ürünlerde, içine karışmış toksik maddeler olabileceği gösterilmiştir. Bu ürünlerin saflığı ve güvenilirliği kuşkuludur. Özellikle aktarlardan elde edilen bitkisel ürünlerin, doğrudan doğadan toplanmış ve işlenmemiş olduğu unutulmamalıdır. Dolayısı ile bunlar ‘steril’ değildir, mantar sporları, çeşitli bakteriler içerebilirler. Kemoterapi altında enfeksiyon riski olan hastalar bu tür ürünleri tükettiklerinde temizlik kurallarına çok dikkat etmelidirler” uyarısında bulundu.

“Bu ürünlerin, kemoterapi ilaçlarının etkilerinde azalmaya yol açarak hastalığın etkin tedavisini sekteye uğrattığına” dikkati çeken Çelik, “Bu karışımların yan etkileri, kemoterapi yan etkisi zannedilip gereksiz doz azaltımına gidilebilmekte ve tedavinin eksik verilmesine neden olabilmektedir. Sıklıkla kanamaya yol açmaları nedeniyle kanserli hastalarda ciddi kanamalara ve ölüme neden olabilirler” diye konuştu.

“BETA KAROTEN, AKCİĞER KANSERİ GELİŞİMİNİ KOLAYLAŞTIRIYOR”

HÜ Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik’in verdiği bilgiye göre, antioksidanlar ve vitaminlerin olumsuz etkileri bulunuyor. Bunlar içinde yer alanlardan biri olan beta karoten tüketilmesi, özellikle sigara içenlerde akciğer kanseri gelişimini önlemek yerine kolaylaştırıyor. Sigara içenlerin kesinlikle B-karoten almaması gerekiyor.
Tüm antioksidanlar, potansiyel olarak kemoterapi ve radyoterapinin etkisini azaltabildiğinden tedavi altında antioksidan alınmaması isteniyor. Antioksidan kullanan 200 binden fazla hastanın katıldığı bir analizde, Vitamin A, E ve Beta-karoten kullananlarda ölüm riskinin daha çok olduğu gösteriliyor. Vitamin C ve selenyum için durum belirsizlik gösteriyor. Hekim takviyesi olmadan vitamin A ve E kullanılmaması gerekiyor.
Kalsiyum, magnezyum, potasyum ve çoğu zaman vitamin karışımları da içeren mineraller, özellikle kemik metastazı olan veya kalsiyum yüksekliği bulunan hastalarda sakıncalı olabiliyor.

Halk arasında çok faydalı olarak bilinen ısırgan otu, yapılan gözlemlerde kan pıhtılaşmasını sağlayan hücreler üzerinde olumsuz etki yapabiliyor, bazı alerji yaratan ve toksik proteinler içerebiliyor. Karın ağrısı, ishal, ateşe yol açabiliyor. Bu bulgular da kemoterapi yan etkileri ile karışabiliyor.
Sarımsak aşırı tüketildiğinde veya yoğunlaştırılmış tabletler şeklinde alındığında kanama problemine yol açabiliyor, bazı antiviral ilaçların etkinliğini azaltabiliyor. “Kumadin” adlı ilaç kullanıldığında veya kemoterapi-radyoterapi alındığında sarımsak tüketilmemesi ya da hap olarak alınmaması öneriliyor. Çünkü, kemoterapinin etkinliğini azaltabiliyor.

“JAPON ERİĞİ, ÖLÜMCÜL KANAMALARA YOL AÇABİLİYOR”

Japon eriği olarak bilinen Ginkgo Biloba, içeriği nedeniyle kanamaya eğilimi artırıyor. Özellikle kanı sulandıran ilaçları kullananlarda (Kumadin-Heparin) ölümcül kanamalar görülüyor.

Üründe mevcut olan antioksidan özellikler kemoterapi ve radyoterapi etkisini azaltabilir. Bu ürün ayrıca karaciğerdeki bazı enzimleri etkileyerek, kanser ilaçlarının etkinliğinde azalma ya da yan etkilerinde artmaya yol açabiliyor ve antitümör-antibiotik alanların uzak durması gerekiyor. Kemoterapi ve radyoterapi sırasında Ginkgo kullanılmaması gerekiyor.

Koni çiçeği, kirpi otu olarak bilinen Echinacea da karaciğerde yıkılan bazı ilaçların etkinliğini azaltabildiğinden kemoterapi ile birlikte alınması önerilmiyor. Iressa, tarceva, irinotecan, topotecan, siklofosfamid, etoposide, teniposide, taxol, docetaxel, vincristine, vinblastin ilaçlarını kullananların bu üründen kesinlikle uzak durması isteniyor.

“MEME VE RAHİM KANSERİ HASTALARI SOYA VE GİNSENG’DEN UZAK DURMALI”

Soya ürünleri ise içerdiği isoflavonların östrojenik hormonal etkisi nedeniyle meme ve rahim kanseri olan hastalarda zararlı olabiliyor. Soyada bulunan “genistein” adlı bir madde, tamoksifenin etkinliğini azaltabiliyor. Tamoksifen kullanan meme kanseri hastalarının soya ürünlerinden uzak durması gerekiyor.
Soya ürünleri farmakolojik dozlarda bazı ilaçların emilim ve dağılımını da etkileyebiliyor.
Yeşil çayın tablet halinde yüksek dozlarda alınması, mide rahatsızlıklarına, ishale ve kramplara yol açabiliyor.

Bazı ginseng preparatlarında östrojenik maddeler olduğundan, meme ve rahim kanserli hastaların bunları kullanmaması gerekiyor. Ginseng, bazı ilaçların kan düzeyini azaltabiliyor, bazılarını da artırabiliyor. Iressa, tarceva, irinotecan, topotecan, siklofosfamid, etoposide, teniposide, taxol, docetaxel, vincristine, vinblastin alanların, ginsengden uzak durması gerekiyor.

Cüce palmiyenin, içerdiği hormonal maddelerden ötürü meme ve rahim kanseri hastalarının tüketmemesi gerekiyor. Tedavi için hormonal preparatlar alan meme kanserli hastalarının da tedavi etkileşimi olabileceğinden bu üründen uzak durması isteniyor.
Hipericum perforatum, binbirdelik otu da ilaç etkileşimlerinden dolayı kanser ilacının kan seviyelerini ve etkisini azaltabiliyor. Bunun dışında birçok ilacın etkisini azaltma ya da arttırma yönünde etki edebiliyor. Kemoterapi alan hastaların, bu ürünü kesinlikle kullanmaması gerekiyor.

KEMİK METASTAZI OLANLAR, KÖPEK BALIĞI KIKIRDAĞINDAN UZAK DURMALI

Kedi otunun, “Tamoksifen kullananlar ve siklofosfamide, etoposide, teniposit” kullananlarca tüketilmemesi, ezan çiçeği ile gece mumu yağının serum proteinlerine bağlandığı için ilaç etkinliğini değiştirebildiğinden kemoterapi ile birlikte kullanılmaması gerekiyor.
Kaya Koruğu, bazı kanser tedavisinde kullanılan ilaçların etkinliğini azalttığından kemoterapi ile alınmaması ve karaciğer sorunu olanlarca kullanılmaması isteniyor. Özellikle karaciğer toksisitesini arttırabiliyor.

Yaban mersinini, kanama problemi olanların, kemoterapi-radyoterapi alanların, “kumadin” kullananların tüketmemesi gerekiyor.
Siyah üzüm çekirdeği, yüksek dozlarda alındığında bazı ilaçlarla etkileşebiliyor. Bu nedenle, “Iressa, tarceva, irinotecan, topotecan siklofosfamid, etoposide, teniposide, taxol, docetaxel, vincristine, vinblastin ve platin” kullananlarca alınmaması vurgulanıyor.

Köpekbalığı ve sığır kıkırdağı, kalsiyum yüksekliğine yol açabiliyor. Özellikle kemik metastazı olan hastalar ya da vit-D, kalsiyum kullanan hastalarda sakıncalı olabiliyor. Bulantı, kusma, mide rahatsızlığı, hipotansiyona ve alerjik reaksiyona yol açabiliyor.

Sekiz farklı karışımdan oluşan Pc-Spes, içeriğinden ötürü östrojen ve diğer bazı maddelerle kontamine olabiliyor. Jinekomasti, libido azalması, mide rahatsızlıkları, kramplar, damar pıhtılaşması, ishal, kalp problemleri, sıcak basmasına yol açabiliyor. Pc-Spes’in herhangi bir amaçla kullanılmaması gerekiyor.
Zakkum, mevcut hali ile kanser tedavisinde kullanılmamalıdır. Olumlu etki yaptığına dair bilimsel veri bulunmuyor.

“AKUPUNKTUR’UN DOĞRUDAN KANSER TEDAVİSİNDE YERİ YOK”

Akupunktur’un, doğrudan kanser tedavisinde yeri bulunmuyor. Vücuda bir iğne girmesi söz konusu olduğu için, kan ve pıhtılaşma hücreleri düşükken uygulamanın yapılmaması gerekiyor.
Aromaterapi, masaj ve yoga, meditasyon ile egzersiz gibi yöntemlerde de kemik metastazı olan hastalarda kırıklara yol açabileceğinden dikkatli olunması tavsiye ediliyor.

Kaynak:Hürriyet


Bu yaziyla ilgili Kanseroloji.com'da bulunan diger yazilar



13 Responses to “Önemli : Kanserde Bitkisel Karışımlar Kullanmayın”

  1. 1
    annem Says:

    merhaba
    annemi cinsi mezotelyoma sakromaz olan akciğer kanserinden 20 gün önce kaybettik.çok uğraştık çok mücadele verdik ama olmadı bi türlü bu illet metastaz yaptı beynine ve bi hafta içinde bilinçsiz bi şekilde yaşayıp cumartesi akşam 5 de son nefesini verdi.radyoterapide görüyodu son bi tane kalmıştı.offfff içimde fırtınalar kopuyo ama yazıcak bişey bulamıyorum.9 ay yaşadı annem.hastalığını hiç bilmedi hep kandırdık onu.hep soruyodu hep havadan bişeyler sölüyoduk artık sormaktanda vazgeçti belkide anlamıştı.gözümün önünde vefat etti,nefessiz kaldı.inanın o kadar zorki kelimelerle anlatılamaz.allah herkesin yardımcısı olsun.allah şifa versin.kanserden nefret ediyorum.annemi aldı benden,hayatımı çaldı…

  2. 2
    Ahmet Says:

    Arkadaşlar bu bitkisel karışımlar tamamen para tuzağıdır.
    Boşuna kendinizi kandırmayın.Atamız ne demiş ;
    beni türk hekimlerine emanet ediniz.
    Allahtan umut kesilmez.

  3. 3
    acan Says:

    BİTKİYİ TANIMAYAN BİRİ TIBBİ BİTKİLER HAKKINDA YORUM YAPIYORSA TOPLUMA DÜRÜST DAVRANMIYOR DEMEKTİR.

    BİLDİKLERİMİ AÇIKLARSAM MİLLET ONKOLOJİ HASTANELERİNİN ÖNÜNDEN ONKOLOGLARI DÖVMEYE KALKARLAR.

    KANSER
    ORTHODOX RAHİPLERİNİN MANTIĞI İLE YETİŞMİŞ DOKTORLARIN DEDİĞİ GİBİ KONTROL DIŞI ÇOĞALAN HÜCRELER DEĞİLDİR.

    BU KOCA BİR YALANDIR.
    HİÇ BİR HÜCRE KENDİ KENDİNE KONTROLSUZ ÇOĞALMAZ Kİ; BUNA BAĞIŞIKLIK SİTEMİMİZ İZİN VERMEZ. HASTALIKLAR SONUCUNDA BU SÜREÇ BAŞLAMAKTA.

    KANSERE PATOJEN MİKROORGANİZMALAR NEDEN OLMAKTA. :
    BİZİM VUCUDUMUZDA BİZİM İLE SİMBİOTİK OLARAK YAŞAYAN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİZİN HERHANGİ BİR SEBEP İLE ZAYIFLAMASI SONUCUNDA HAREKETE GEÇEN VE ÇOK KÜÇÜK POLEOMORFİK CANLILAR SEBEP OLMAKTA.
    BU KÜÇÜK CANLILARA KISACA NANO BAKTERİ DİYEBİLİRSİNİZ
    AYNI ZAMANDA BİR ÇOK NORMAL BAKTERİDE KANSERİN OLUŞMASINA NEDEN OLABİLMEKTEDİR
    ELEKTRON MİKROSKOPU İLE TESPİT EDİLEMEYEN ANCAK YÜKSEK ÇÖZÜRLÜKTE MİKROSKOPLAR İLE GÖRÜNTÜLENEBİLEN BU KÜÇÜK NANO BAKTERİLER KANSERE SEBEP OLMAKTA

    BU CANLILAR SAĞLILKLI TÜM HAYVAN VE BİTKİLERİN HÜCRELERİNEDE YAŞAM SON BULUNCAYA KADAR ; ORTAK YAŞAMLARINI SÜRDÜRÜYÜRLAR.

    KANSER İLAÇLARININ OLASI YAN VE TOKSİK ETKİLERİ

    Kullanımdaki İlaçlar Arasında Toksisitesi En Yüksek Olan İlaçlardandırlar…
    Fakat, kanser gibi terminal dönemi son derece sıkıntılı olabilen ölümcül bir hastalık gurubunun tedavisinde kullanılmaları bu sakıncaları ikincil konuma getirir…

    Kemik İliği Süpresyonu (Myelotoksisite)
    Bu ilaçlar, kanın şekilli elemanlarının sentezlendiği kemik iliğini baskılayıp sistemik toksisite (ZEHİRLENMEYE NEDEN OLMAKTA BU DA ÖLÜME YOLCULUK DEMEKTİR) oluşturabilirler.
    Genellikle tedavi sonlandırıldığında baskı ortadan kalkmakla birlikte bazı olgularda kemik iliği depresyonu dönüşümsüzdür, ilik nakli yapılmazsa hastalık ölümle sonlanır…
    Antineoplastik ilaçların kemik iliğini baskılayıcı etkileri ilaca göre değişkenlik gösterir. Örneğin bleomisin, asparajinaz, sisplatin ve vinkristinin bu yönlü toksik etkileri oldukça düşüktür.
    Döneme özgü ilaçlar hızlı gelişen bir lökopeni oluşturur. Tedavi sonlandırıldığında düzelme de oldukça süratli gerçekleşir. Ancak döneme özgü olmayan ilaçlar yavaş gelişen ve geç düzelen bir kemik iliği depresyonuna neden olurlar. KEMİK İLİĞİ DEPRESSYONU ÖLÜM İLE SONLANMAKTA
    Bu tip ilaçlarla sürdürülen tedavilerde, sık sık total kan sayımı ve hemotolojik testlerle hematopoietik sistem kontrol edilmelidir…

    LENFOTOKSİK ETKİ (immünsüpresyon)
    Antineoplastik ilaçlar immün sistemleri (bağışıklık sisteminin çökmesine neden olmakta )baskılayarak organizmanın hem patojen mikroorganizmalara hem de tümör hücrelerine karşı olan savunma mekanizmalarını ortadan kaldırır. Tümörler kontrolsuz bir şekilde çoğalabilmekte.Hastanın bağışıklık sistemi çöktüğü için tehlike arzetmeyen bir enfeksiyon dahi ölümüne sebep olabilmekte.
    Hızlı Proliferasyon Gösteren Diğer Hücrelere Etki!..
    Antineoplastik ilaçlar, (sağlam hücrelerin gelişimini durdurdukları gibi bu sağlam hücreleride öldürmekte) çoğalma hızı yüksek olan yapıları baskılar ve çeşitli infeksiyonların oluşmasına neden olurlar (çeşitli hastalıkların olmasına yol açmakta) . Örneğin GİS’te ülserasyonlar ve mukuza iltihapları oluşur
    (Metotreksat). Stomatit, enterit, ağız ve ince barsak ülserleri de çok sık görülür.
    TEMEL TOKSİK ETKİLER

    Teratojenik Etki
    Antineoplastik ilaçların hemen hepsi güçlü teratojenik (kromozomal bozukluklar yani sakat doğum ve kısırlığa neden olmakta) ilaçlardır.Deformiteli bebek doğmasına ya da düşüklere neden olur. Gebelerde kullanılmadan önce, kesinlikle terapötik abartus önerilir…

    Karsinojenik Etki
    Özellikle alkilleyici ilaçlar ile prokarbazin güçlü karsinojenik (yüksek oranda kanser yapma etkisi vardır) etkiye sahiptir. Kullanımlarını izleyen birkaç yıl içinde sekonder kanserlere ( bireyin tekrar kanser olmasına neden olmakta farklı organlarda da olabilmekte)neden oldukları gösterilmiştir…

    Mutajenik Etki
    Özellikle alkilleyici ilaçlarla görülür. Bu ilaçların uygulandığı hastalarla sağlık personelinde kromozon bozuklukları saptanmıştır… (kromozom bozukluğu genetik hasarlar oluşturmakta; sakat doğumlar meydan getirmekte ayrıca farklı organlarda kanser riskini artırmakta )
    Işın tedavisi kemoterapinin hem mutajenik( GENETİK YAPIYI BOZMAK TEKRAR KANSER OLMA RİSKİNİ YARATMAK DEMEK)hem de karsinojenik (TEKRARDAN KANSERE OLMA RİSKİNİ ARTTIRMAKTA ) etkinliğini artırır… KANSER GENLERİNİN SERBEST HALE GELMELERİ SONUCU HASTA METAZTAZ OLMATKA. ÖLÜM KAÇINILMAZ HALE GELMEKTE

    EMEZİS
    Bulantı ve kusma en sık görülen istenmeyen etkileridir. GIS’in enterokromofin yapılı hücrelerinde sentezlenen serotoninin, abdominal vagal aferent sinir ucundaki 5-HT3 reseptörleri aracılığıyla beyin sapındaki CTZ’u uyararak etkili olurlar.
    Metoklopramid ya da fenotiyazin/butirofenon türevi nöroleptik kullanılarak önlenebilir. Glukokortikoidler antiemetik etkinliği artırır…
    5- HT3 reseptör blokerleri Ondansetron, granisetron, tropisetron kullanılabilir…

    ALERJİK REAKSİYONLAR
    Ürtiker, anjiyonörotik ödem, anaflaksi Ürtiker,( KALICI ALLERJİK BİR REAKSİYONDUR KURDEŞEN HASTALIĞI ) ÖDEM (SOLUNUM SONLANMASINA KADAR VARIR BAZEN) ANAFLAKSİ (ANİ OLUŞAN ALLERJİ REAKSİYONDUR VUCUT TEPKİ OLUŞTURUYOR. ÖLÜMLE SONLANMAKTA

    SİSPLATİN – ASPARAJİNAZ- MELFALAN
    Kardiyak Toksisite ( KALP ZERHİRLENMESİ)

    DOKSORUBİSİN- FLUOROURASİL
    SİKLOFOSFAMİD
    Hepatotoksisite( KARACİĞERİN TOKSİN İLE DOLMASI ÖLÜMCÜL SON) VÜCUDUN FABRİKASI KARACİĞERDİR
    Ü
    METOTREKSAT- SİTARABİN
    ASPARAJİNAZ
    Periferik Nörotoksisite( BÖBREK HARABİYETİ VE ZEHİRLENMESİ) ÖLÜMCÜL SONUÇLAR GETİRMEKTE

    VİNCA ALKALOİDLERİ- METOTREKSAT
    SİKLOFOSFAMİD- FLUOROURASİL
    Akciğer Toksisitesi( ZEHİRLENMESİ) SOLUNUM YAPMADAN YAŞAYABİLEN VAR MI?
    BLEOMİSİN- BUSULFAN- MİTOMİSİN

    Akut İstenmeyen Etkiler
    Antineoplastik ilaçlar genellikle İV infüzyon yoluyla uygulanır. Bu yolla kullanıldıklarında ilaç solüsyonunun doku içine kaçması şiddetli bir irritasyon (TAHRİŞ) ve nekroza ( ÖLÜME)neden olur.

    Metkloretamin, doksorubisin, daunorubisin, daktinomisin, vinkristin, vinblastin ve mitomisin bu tip risk taşıyan ilaçlardır…

    OKUDUKTAN SONRA BU ÖLÜM KOKAN TEDAVİ ŞEKLİNİ KABUL EDİYORSANIZ.

    BUYURUN DİYORUM KARAR SİZİN SAYGI DUYARIM

    VATANDAŞIN HEM MALINI HEM CANINI KİMSENİN ALMAYA HAKKI YOK.
    26 YILDIR BU KONU ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUM.
    BİLE BİLE İNSANLARI ÖLÜME GÖTÜYÜYORLAR. BU KOKUŞMUŞ ZİHNİYET YÜZÜNDEN ÇEVREMDEN BİR ÇOK İNSAN KAÇINILMAZ SON İLE TANIŞTILAR.
    BENİ DİNLEYEN VE İNANANLAR İSE HALA YAŞIYORLAR.

    HERKESE ACİL ŞİFALAR DİLİYORUM
    SAYGILARIMLA.
    A.CAN
    ZİRAAT MÜHENDİSİ
    acan41@yahoo.com

    OKUDUKLARINIZI CİDDİ BULAMIYORSANIZ ANTİNOPLASTİKLERİN YAN ETKİLERİ DİYE GOOGLE’DA YAZIN GEREKLİ DÖKÜMAN VE BİLGİLERE ULAŞBİLİRSİNİZ.

    ANTİNEOPLASTİK İLAÇLAR VE
    KANSER KEMOTERAPİSİ- 2009
    Prof. Dr. M. Nejat GACAR
    KOÜ Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

    YADA
    İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ VERİLERİ
    VEYA
    İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FARMAKOLOJİ ÖMER SÜZER

  4. 4
    ÖZNUR Says:

    kemoterapı bızı olduruyor.onerısı olan bıraksak bunu baska ne yapabılırız.

  5. 5
    ÖZNUR Says:

    bunları okuduktan sonra caresızlıgım ıkı kat arttı.korkarken daha cok korkmaya basladım.sımdı soruyorum.durum boyle ıken.alternatıfımız nedır.ne yapabılırız.anem 4 evre oldu.7 kemoyu alcak.bıraksak neyı beklıycez.

  6. 6
    ACAN Says:

    Kanser ONKOLOGLARIN LANSE ETTİĞİ gibi korkunç bir şey değil.
    O küçücük canlılar olmazsa biz zaten yaşayamayız.O küçük nanopartiküller yaşamın temel unsurlarıdırlar.

    BU KISA MAKALE: BİLİM DÜNYASINA 40 YILI AŞKIN ÖNEMLİ KATKILAR SAĞLAYAN VE SIRADIŞI BULUŞLARI İLE TIP CAMİASININ VE İLAÇ FİRMALARININ ŞİMŞEKLERİNİ ÜZERİNE ÇEKMİŞ GÖZÜKARA BİLİM İNSANI SAYIN ALAN CANTWELL İLE YAPILMIŞ GÖRÜŞME NETİCESİNDE İZİN ALINARAK TÜRKÇE ÇEVİRİSİ YAPILIP YAYINLANMIŞTIR.
    YARDIMLARINI VE BİLGİLERİNİ BENDEN SİZLERE İLETMEMİ ESİRGEMEDİĞİ İÇİN BURADAN KENDİLERİNE SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ İLETMEK İSTİYORUM
    BİLİMSEL MAKALENİN ORJİNAL RESİMLERİNİ GÖRMEK İSTEYEN VARSA
    ADRESi: http://www.rense.com/general92/cantw.htm

    İNSAN BAKTERİLERİ İNSANDA KANSERE NEDEN OLUYOR.

    Yeni 21. yüzyılda en önemli tıbbi bulgularından biri vücudumuzu oluşturan hücrelerin% 90 ının insan hücreleri olmadığını kabul etmektir. Aksine yaşadığımız hayatı beraber paylaştığımız ve bizim tüm hücrelerimizde bulunan trilyonlarca mikrobiyal (özellikle bakteriler) canlılar vardır. Mikrobiyolog Bret Finlay’e göre ” Biz gerçetken yaşayan bir superorganizmayız , biz doğduğumuz andan ölünceye kadar mikroplarımız ile simbiotik (ortak yaşam) ilişki içerisindeyiz..
    Amerika’da Ulusal Sağlık Enstitüsü Mikrobiom Projesi için 115 milyon dolar ayırdı. Projenin amacı insan bedeninde bulunan yüzlerce mikrop türleri üzerinde analiz, türlerin ayırımı ve katolog yapmak. Ardından İnsan Genom Projesi Modeli başlattı. Mikrobiom projesinin hedefi zararlı olan mikropları önlemek ve sebep oldukları hastalıkların tedavi yollarını belirlemektir.

    “Pleomorfik” bakteri ve insan kanseri
    Trilyonlarca küçük parçaçıklar halindeki bu bakteriler histoloji ve patoloji çalışmalarında (normal mikroskoplarla yapılan doku çalışmalarında) görünmediği için ders kitaplarında işlenmiyor. Kanserli dokuda bakteri vardır diye patoloji ders kitaplarında yer verilmiyor. Bakterinin kendi küçük boyutu ışık mikroskobu ile bile zor görünebilmekte,viruslardan bile çok çok küçük boyutlarda olması onların mikroskobic görünümlerini imkansız kılmakta. Eğer insanlarda görünen normal bakteriler gibi kanserli doku üretimine karışmış olsaydı , kuşkusuz doku çalışmalarında mikroskobik olarak görünür olacaktı. Bu raporda aslında bakterinin dokuya karışmış olduğunu ve kanserli doku çalışmalarında bakterilerin göründüğünü açık kanıtıdır.
    Bakterilerin bir şekilde kansere neden olduğu fikri tıbbi kuruluşlar tarafından bir asır önce tamamen reddedildi. O zamandan beri tıbbi kuruluşlar bunu sapkınlık olarak kabul etmiş. Bakteri ile kanser arasındaki ilişki kuran bilim insanlarını bazen dışlanmış bazen şarlatanlıkla suçlanmışlardır. Bunun ile birlikte birkaç gözükara araştırmacılar (ben dahil) tarafından kanserin olası bir nedeni olarak pleomorfik bakteriler üzerinde raporlar yayınlamaya devam etmişlerdir.
    “Pleomorfizm” birden fazla form sergilemek için bir mikrop yeteneği demektir.Yarım yüzyılı aşkın süredir, kanser ile ilişkili bakteri virüs boyutlu formlar, filtrelenebilir tanecikler, daha büyük granüller boyutta oluşan yaşam döngüsüne sahip olarak tarif edilmiştir. Sıradan koklar, “globoidal formları,” çubuk benzeri formlar, çok daha büyük mantar gibi formları vb. Mikrobiyolojistler bakterilerin ; doğada (monomorfik) basit yapıda olan ve ikiye bölünerek çoğalan basit bir yaşam döngüsüne sahip sabit fikri hakimdir. Aksi bir görüş bilim sapkınlığı olarak görülmuş. Bu muazzam tartışmalara rağmen pleomorfik kanser bakterileri dikkate alınmadan kanser ve mikrobiyoloji anlaşılmaz.
    Büyük mikrobiyolog Milton Wainwright’in ”Sıradışı pleomorfizm ve bakteri yaşam döngüsüne bakabilirsiniz. Bu unutulmuş tartışmaları” Internet üzerinde bakabilirsiniz.

    Kanser bakteri teorisinin yaygın olarak reddedilmesine rağmen, Avustralyalı araştırmacılar Barry Marshall ve Robert Warren 1982 yılında bakterinin sıklıkla mide iltihabı (gastrit) ve mide ülserlerine neden olduğunu (Helicobacter pylori bakterisini) keşfettiler. Bu öncü çalışmaları için 2005 yılında Tıp Nobel Ödülü verildi. Ülserler bazen mide kanserine neden olabilir; ve doktorlar artık bu kanser türünün nedeni ve sorumlusu olarak H. pylori kabul ediyorlar. Önceki yıllarda mide ülserinin fazla asit salgılamasına bağlı olduğunu sinir ve strese bağlı olduğu görüşü hakimdi.. Bakteri mide asit ortamda gelişmez ülser ve kansere neden olamaz fikri hakimdi. H. pylori artık kolayca mikroskobik olarak tespit edilebilir bir leke (gümüş veya Giemsa gibi) özel mide dokusunda biopsi uygulanarak tespit edilebiliyor. Bu mikrob intraselüler olarak yaşayan hem coccoid hem spiral olan pleomorfik forma sahiptir.

    Kanser bakterileri araştırması
    Bakterilerin kansere neden olduğu görüşü red edilmesine rağmen, ondokuzuncu yüzyılda geride bırakılmış bir zenginlik vardır. Kanser bakteriyolojisi dalında önemli katkıları sağlayan ve1950′lerin başında dört kadından oluşan bir ekip tarafından bilimsel çalışmaları rapor etmişlerdir. Bu dahi hekim Virginia Livingston, mikrobiyolog Eleanor Alexander-Jackson, hücre sitologu Irene Diller ve biyokimyacı ve tüberkülozun simgesi olan Florence Seibert.

    Livingston aslında kanser çalışmalarına 1947 yılında kanser olmayan fakat bağ dokusu hastalığı denilen sistemik bir hastalık olan, derinin kalınlaşmasına ve cildin kollajen kısmının anormallikleri nedeni ile sertleşmekte olan scleroderma ve tuberkülosiz gibi bakterileri asit-fast yöntemini kullanarak keşfetti. Scleroderma için kullandığı asit-fast yöntemini kullanarak kanser üzerinde üç yıl boyunca çalıştı; kanser bakterilerini buldu. Livingston aslında kanserin bir parazit olduğuna inanıyordu.”Skleroderma dokusunda lifler ve demetlerde mikroplar infiltrasyon ile çıplak bir biçimde görülmektedir. (Şekil 6)

    Benim rehberim olan Livingston ve Alexander-Jackson özel bir “asit-fast” leke yöntemini dokuda uygulamış ve bakterilerin kanser biyopsi materyalinde tespit edilmesi ilk onlar keşfettiler. Bu kadınlar kanser bakterilerinin hücre zarının ” hücre duvarı olmayan formu” ( CWD (cell-wall-deficient )) olmadığını fark ettiler dolayısı ile bu mikroplar gözden kaçmakta ve bağışıklık sistemimizde tarafından ortadan kaldırılmakta. Normalde tüm insanların yaşamında ikame eden bu tür bakteriler (her yerde bakteri) var.

    Çeşitli araştırmacılar, kanser mikrobunu ekstraselüler ve intrasellüler parazit olarak raporlar ettiler; bunun anlamı bakteriler hen hücre içinde hemde hücre dışında yaşıyorlar. Bakterilerin şekli genellikle yuvarlak coccus şeklindedir. Bu coccal formlar genellikle son derece küçük taneli bu sıradan stafilokok boyutlarından değişik çok küçücük granüller şeklinde ve ancak ışık mikroskopları ile görünebilmekte.
    Doku hücre duvarı eksik (Cell Wall Deficient (CWD)) olan bu bakteriler pleomorfik formlar ile uyumludur. Bazı labaratuvarlarda CWD bakteri formlarını tutmak için tasarlanmış filtreler var, bunların filtreleri geçme yeteneği vardır. Bazı kanser bakterileri submikroskobik ölçekli büyüme formları virus gibidir.Viruslara benzeyen bu (Cell-wall deficient) CWD kanser bakterileri virus olup olmadığı tezi üzerinde herhangi bir ” gerçek ” çalışma yapılmamıştır.

    Kanser sitologu Irene Diller demostrasyon tez çalışmalarını yürütürken ve hücre (nukleusu) çekirdeği içinde aynı zamanda intrasellüler yaşayabilen bakteriler buldu. Seibert, bu bakterilerin hücre çekirdeği içinde depolanan önemli genetik bilgilere erişimin olabildiğini gösteriyor. Böylece genetik bilgi transferini (indükleyip) tetikleyip kanserli hücrenin oluşum sürecini başlatarak ve böylece kanserli hücre meydana gelmekte. Bunun son derece çok önemli bir bulgu olduğunu vurguladı.

    Kanserli dokuda bulunan bakteriler
    Rutin doku çalışmalarında (hematolylin-eozin boyası) leke yöntemi ile kanser bakterilerini teşhis etmek veya görselleştirmek mümkün değildir. (Bu aynı zamanda, mide ülseri ve mide kanserine neden olan H. pylori bakterisinin asla tespit edilemeyişinin göstergesi idi) Genellikle hekimler bu fikri benimsememelerine rağmen ”kanser mikrobu” fikri de bu tür bakterileri görebilmek için çözünürlüğü (diametresi) yüksek ışık mikroskobu ile yeterli büyütme sağlayarak kanserli doku kesitlerini immersiyon yağı gibi asit-fast leke yöntemi kullanarak mümkün olabiliyor. Asit-fast leke yöntemi eskiden beri biliniyor Tuberlüloz bakterisi (TB) formu (kırmızı-leke) algılamak için kullanılmaktadır.
    Kanser mikrobunun tipik mor yada mavi içi lekeli intra ve ekxtrasellüler karakteristik coccoid formlarının yanı sıra, doku çalışmalarında zaman zaman büyük ve (Cell-wall-deficient : DCW) hücre duvarı eksik olan pleomorfik bakteri ile karşılaşmak tuhaflık oluşturuyor. Mikrobiyologlar bu büyük formları “geniş beden ” biliyorlar. Onlar kırmızı kan hücreleri kadar büyük ve hatta daha büyük olabiliyorlar. Bu gibi ”kanser parazit” öğeleri adlandırılan İskoç patolog William Russell tarafından on dokuzuncu yüzyılda kanser dokusunun anlatıldığı formlar olabilir. (Benim internetteki makaleme bakın “Russell bodies ” ve “large bodies” ve kanser sürecinin etkileri için daha fazla ayrıntı var. “The Russell body: The forgotten clue to the bacterial cause of cancer”.)
    Mikrobiyoloji yüzyıl önce emekleme dönemide idi ve hücre duvarı eksik ve büyük “large bodies” bakterileri bilinmiyordu. Ancak uzmanlar; yine de bunu dışlamış ve Russell’ın ”parazitleri” işlevini yitirmiş dejenere olmuş hücredir dediler. Russell’in sözde kanser paraziti artık yaygın “Russell organları” olarak patolog tarafından biliniyor, ki artık doğada yaygın olan mikrop olarak kabul görüyor. Bu bakterilerin pleomorfik formları temsil edebileceği olasılığı asla kabul etmiyorlar. Son dönemlerde sayısız raporlarla Helicobacter pylori enfeksiyonun Russell body ve (Russell bodies) Russell vücut plazma hücreleri varlığını içeren mide patolojisi ile ilişkili olduğu doğrulanmıştır. Yeni ismi ”Russell bodies gastrit” denir.
    Hekimlerin sıkça iddia ettikleri şudur, bakteriler kanserin nedeni değil onlar yanlızca ikincil işgalcilerdir. Kanserli doku çoğaldıktan sonra bakteriler gelişir diyorlar. Ancak, güneşten zarar görmüş kanser-öncesi “pre-kanseröz” cilt lezyonları üzerinde yapılan dikkatli bir çalışmada, bu tür bakterilerin tam gelişmiş olarak cilt kanserlerinde mevcut olduğunu görülür. Buna ek olarak, meme kanseri doku çalışmasında temiz kanser hücrelerinin arasında serbest doku alanlarında bu bakterilerin varlığı gösterilebilir. Otopsi sonucunu rapor ettiğim ve tedavi görmüş Hodgkin (lenfoma) hastasında kanser ile ilişkili bakterileri buldum. Kanserden ölen hastanın raporu hala bende mevcuttur. Radyasyon tedavisi sonucunda hastanın kanserli dokudaki tümörler yok olmuş ve hücreler tahrip olmasına rağmen, radyasyon bu bakterileri öldürememişti ve hala yaşıyorlardı. Muhtemelen bu ilkel bakteriler insan hücreleri ile varolduğumuz günden beri yan yana yaşamaktadırlar, bu cesur canlıların yeryüzünde sonsuza dek yaşayacakları da muhtemeldir.
    Bu raporun kısaca amacı, kanser ile ilgilenen insanlara ; kanser bakteri formlarının kansere neden olduğunu belirleyip rapor halinde tespit etmektir, meme kanseri, prostat kanseri, AİDS ile ilgili Kaposi’s sarcoma, akciğer kanseri, Hodgkin’s lenfoma vb. gibi ve diğer bazı kanser olmayan dejeneratif hastalıkları belirtmektir. Fotoğraf (Şekil 1-5) te bu gibi kanserli doku çalışmasında asit-fast boyanmış doku kesitlerinde karşılaşılan bakterilerin görünümünü belirlemekti. Ve şekil 6 da sclerodermadaki cildin dermis kısmının bu coccoid formları en açık biçimde görülmekte aslında bu hastalığı ”kanser mikrobu” ilk keşf eden Virginia Levingston olmuştur. O dahi insan, tüm hastalarda ve hasta dokularda kanser mikrobunun her formda ve her insanda olabildiğini bize gösterdi, oysa hala ”kanser mikrobu” bilinmemektedir.

    Şekil 1: Merkezde görünen hücre içi ”intrasellüler” yuvarlak meme kanserinde sıkı coccoid formları görüyorsunuz. Asit-fast leke , X 1000 diametre büyütülmüş, yağda.

    Şekil 2. Prostat kanserinde intrasellüler coccoid formları. Asit-fast leke, X 1000, yağda

    Şekil 3. Oklarla gösterilen noktalar cildin dermis üzerinde AİDS’e bağlı Kaposi sarkomaya bağlı intrasellüler coccoid formlar. Tümör içi kültüründen alınmış Stafilokoklar. Asit-fast leke , X 1000 diametre büyütülmüş, yağda.

    Şekil 4. Oklar Hodgkin lenfoma’yı gösteriyor, lenf düğümü üzerinde hücre içi ve hücre dışı coccoid formları görüyorsunuz.. Asit-fast leke, X 1000 diametre, yağda.

    Şekil 5. Intraselüler sıkı tipte akciğer kanserinde coccoid formları. Asit-fast leke, X 1000, yağda.

    Şekil 6. Derin kolajen lifleri arasında yuvalanmış skleroderma “Çıplak” coccoid formları. Asit-fast leke , X 1000, yağda.

    21. Yüzyılda mikrobiyolojideki yeni gelişmeler
    Trilyonlarca ”insan bakterisinin” kanser oluşturan ve birçok kronik hastalıkların oluşmasında öncü ve etkin rol oynayan bu ajanlar keşif edilmesini ve ilgi odağı olmasını bekliyor . İnsan Microbiome Projesi (HMP) şu anda bu bakteri topluluklarının (“metagenome” olarak adlandırıyor) karakterize olan ve insan gelişimi üzerindeki fizyolojik, beslenme, bağışıklık ile ilgili toplu etkisini araştırıyor. Sonuç itibari ile hastalıkların oluşumu ile ilgili yeni anlayışlar ortaya çıkmaya başlıyor. Proal ve arkadaşları (2009) yaptıkları çalışmada kronik otoimmün hastalıklarına bakterilerin neden olduğunu yazmakta: Hastalık durumları ile ilgili gen bilgilerimiz çoğaldıkça ”biz insanların gerçekten birer süperorganizma olarak görülmesi gerektiğini, bakteriyel genomlar ile bolluk içinde – bir metagenom – kendimiz ile birlikte çalışıyor. Homo sapiens’te metabolik rahatsızlıklar ve otoimmun hastalıklarının % 90 ‘ı bu mikrobial hücrelerin genlere müdahalesi sonucu ortaya çıkmakta.
    Yapılan çoklu çalışmalar gösteriyor ki, bakterilerin ”yatay gen transferi” payı gen değişimindeki rolü ve süreci çok fazladır. Bakterilerin genleri insan hücrelerine transfer edilebilir mi? Yapılan bakteriyel gen transferi insanlardaki kanserli hücrelerinin değişimini ”induce” tetikleyebilir mi?
    Bu bağlamda, Agrobacterium tumefasciens bitki hücre içine onun DNA’sını ekleyerek bitkilerde tümör (taç gal) üreten bir bakteridir. Agrobacterium ana aralığı bitkiler alemi ile sınırlı değildir; mantarlarda ve hatta prekaryotlarda ”hücre çekirdeği eksik” birçok canlı türünde transformasyon dönüşümü yaptığı gösterilmiştir. Agrobacterium , insanlarda genetik transformasyon yeteneği olan, kanser potansiyelli HeLa hücrelerinin dönüşümünü sağlıyor, Agrobacterium insanlar dahil belki bir çok hayvan türlerinde de vardır.(Tzfıra ve ark. 2006)

    Bir asırdır, kanser bakterilerinin yaygın bir şekilde rededilmesinin yaygın nedenlerinden biri de, kanser mikrobunu tam olarak tip ve türleri adlandırmayı belirlemek için araştırmacıların yetersiz olması. Yapılan çalışmalarda asit – fastness leke kanser bakterisi çalışmaları mycobacteri ile yakın ilişki göstermekte olan Mycobacterium tuberculosis en önemli türler, insanda Tuberkulosis (Tb ) bunun nedeni. Ancak, genel olarak kanserli kültür ortamında bakterilerin pleomorfik yaşam döngülerini kesin sınıflandırmak mümkün olmuyor. Genelde, CWD bakterilerini hem sağlıklı, hem hastalıklı bireylerin kanında buldum, bu da tutarlıdır. Kanda görülen bir tür bakteriler Cocco-basiller, Streptokoklar ve Stafilokoklar benzeri bakteri karışımı olduğu görülmüştür.

    Kanser mikroplarını, karekterize etmek henüz yetersiz, bu mevcut mikrobiyolojik düşünce akımı, bakterilerin sınıflandırılması devrim niteliğini taşımaktadır. Goldenfeld ve Woese en son Doğa makalesinde (2007) yılında devlet ” ortaya çıkan resim bu mikropların kollektif gen-değişimi, organizmalrın revizyonu, türler ve evrim gibi kavramlarının gözden geçirilmesini talep etmektedir. Mevcut çalışmalar şunu göstermektedir; mikroplar kuvvetle ihtiyaç duyduklarında ortama tepkisel yanıt olarak genlerini absorbe ettiriyorlar. Farklı bir perspektiften baktığımızda; genomic olasılıkların şüphe götürmeyecek biçimde geçerliliğini koruduğunu ve temel görüş mikrobial alanda geniş ve çok çeşitlilikte türleri görüyoruz. Eksik olan görüş ise; metagenomic baskınlığın türlerin doğasında yaradılıştan var olduğudur.

    Bakteri ve “kanser nedeni”

    Eğer biri ”kanserin olası nedenlerini” Google’dan bakarsa Amerikan Kanser Derneği’nin (NCİ) web sitesinde en belirgin şunu görür, kanserin olası nedenlerinden biri baştan çamaşır yıkama listesini vermektedir: Sigara, radyasyon, diyet, aşırı güneş maruziyeti, çevresel kanserojenler, kalıtsal genetik anormallikler gibi birkaç tane isim. Bu raporda tartışılan insan bakterisinin kanser yaptığına dair en ufak bir bilgi bulamazsınız. Tıbbi kuruluşlar tarafından ciddiye alınmamaktadırlar. Yüz yıl boyunca tanınmayan ve mide ülserine neden olan H.pylori bakterisi gibi, bu bakteriler tıp biliminde hala gizli sır olarak kalmaktadır.

    Tanınmayan bir bakteri nasıl kansere neden olabilir? Doku ve hücrelere zarar vererek kanser yapıcı maddeleri oluşturmakta. Örneğin, radyasyon aynı zamanda hücrelerin yapısında genetik dönüşümü yapabiliyor. İnsan bakterileri, zarar vermeden kanser öncesi, dokuda kolayca (poliferation) çoğalabiliyorlar. Buna ek olarak, uzun süreli iltihapların kanser ile ilişkili olduğu, bakteri sıklıkla enflamasyon ile gelişiyor.Vücudumuzdaki trilyonlarca bakteri, kanser gelişim öncesi doku ve hücresel ortamda birçok rol oynayabildiğini düşünmek makul gibi görünüyor.

    Ümit ederim ki, bu iletişim düşüncerleri teşvik eder, bu konuda açık fikirlilikle kansere neden olan insan bakterilerinin araştırmasında rol oynar. Bir asır tespit edilmeyen mide bakterisi deneyimi, tıptaki tehlikeli doğmatik düşünceler endişe vermekte. Bu ilkel (basit yapıdaki) insan baktersini tanırsak ki, yol açacağı hastalıkları önlemek, kanseri tedavi etmek veya ortadan kaldırmak yada bu mikropların hastalıklı doku içinde çoğalmalarını önlemek mümkün.
    ”İnsan bakterisinin” kanserin yayılmasında rol alabileceğini farketme fikri korkucutu. Bedenimizdeki mikroplar harekete geçtiğinde nasıl kontrol edip geri çevirebiliriz? Eğer bu gerçek ile başa çıkmak istiyorsak, bu bakterilerin tanınması ve bilinmesi gereklidir. Pogo Walt Kelly’in bir zamanlar yazdığı gibi: “Biz düşman ile bir araya geldik ve o bizdi” diyor. Gerçekten uyanıyoruz !

    ***
    Bu kısa özet ; kanserden hayatını kaybeden (1968- 2011) Lucia Cabrera’nın anısına adanmıştır.
    Alan Cantwell 40 yılı aşkın süredir kanser mikrobiyolojisi üzerinde önemli çalışmalar yapmış emekli bir dermatologdur.Yazarın yayınlanan eserleri, ” The Cancer Microbe ” ve ” Four Women Against Cancer : Bacteria, Cancer and the Origin Life.” İnternetten yayınlanan yazılarını arama motoru Googledan : Alan Cantwell’ın makalelerini bulabilirsiniz. Bilimsel makalelerini PubMed web sitesinde bulabilirsiniz. (Anahtar kelime: Cantwell AR)

    KANSER GERÇEĞİNİ 90 SENE ÖNCE AMERİKA’DA AMERİKAN TIP DERNEĞİ VE İLAÇ FİRMALARI BU KONUDA ÇALIŞMA YAPAN DOKTORLARIN ALETLERİNİ BİLE ELİNDEN ALIP ÖRTBAS ETTİLER.
    BU BİLİM İNSANLARINIDA ŞARLATANLIKLA SUÇLADILAR.
    BİZİM ONKOLOGLAR VE PATOLOGLAR YA BİLDİKLERİ HALDE KANSER GERÇEĞİNİ SAKLIYORLAR YADA GERÇEKTEN BİLMİYORLAR.
    YUKARIDAKİ MAKALEYİ OKUYAN UMARIM KENDİNİ VE MESLEĞİNİ SORGULAMA İHTİYACI DUYAR.

    SON ZAMANLARDA CAHİL AKTARCI ÇOĞALDI. TEKEL BAYİİSİNİ KAPATIP AKTAR DÜKKANI AÇANDAN MEDET UMMAYIN.
    BİR İŞİ YAPARKEN, İŞİ YAPANIN EHLİNDEN ÖĞREN DEMİŞLER.
    YAŞAMINIZ DERĞERLİDİR.

    KANSERDEN KORKMAYIN, MODASI GEÇMİŞ İLAÇLARDAN KORKUN
    BENİ DİNlEYENLER HALA YAŞIYORLAR,

    HERKESE ACİL ŞİFALAR DİLİYORUM
    Ziraat Mühendisi
    Acan
    acan41@yahoo.com

  7. 7
    ACAN Says:

    RADYASYON KANSER BAKTERİLERİNİ ÖLDÜREMİYOR
    YANLIZCA BEDENİMİZDE HEDEFLENEN DOKUYU ÖLDÜRÜYOR.
    RADYASYON BİZE MÜKAFAT OLARAK KALIYOR.

    RADYASYON TEDAVİSİ GÖRÜYORSANIZ KANSERLİ DOKULARINIZ VE KANSERLİ HÜCRELERİNİZ ÖLÜR. AMA RADYASYON BU BAKTERİLERİ ÖLDÜREMİYOR.KANSERE NEDEN OLAN BU BAKTERİLER YERYÜZÜNDE SONSUZA DEK YAŞAYACAKLARI DA MUHTEMELDİR.

    Hekimlerin sıkça iddia ettikleri şudur, bakteriler kanserin nedeni değil onlar yanlızca ikincil işgalcilerdir. Kanserli doku çoğaldıktan sonra bakteriler gelişir diyorlar. Ancak, güneşten zarar görmüş kanser-öncesi “pre-kanseröz” cilt lezyonları üzerinde yapılan dikkatli bir çalışmada, bu tür bakterilerin tam gelişmiş olarak cilt kanserlerinde mevcut olduğunu görülür. Buna ek olarak, meme kanseri doku çalışmasında temiz kanser hücrelerinin arasında serbest doku alanlarında bu bakterilerin varlığı gösterilebilir. Otopsi sonucunu rapor ettiğim ve tedavi görmüş Hodgkin (lenfoma) hastasında kanser ile ilişkili bakterileri buldum. Kanserden ölen hastanın raporu hala bende mevcuttur. Radyasyon tedavisi sonucunda hastanın kanserli dokudaki tümörler yok olmuş ve hücreler tahrip olmasına rağmen, radyasyon bu bakterileri öldürememişti ve hala yaşıyorlardı. Muhtemelen bu ilkel bakteriler insan hücreleri ile varolduğumuz günden beri yan yana yaşamaktadırlar, bu cesur canlıların yeryüzünde sonsuza dek yaşayacakları da muhtemeldir
    BU YAZI
    ALAN CANTWELL’İN MAKALESİNDEN alınmıştır
    kanserden korkmayın radyasyondan korkun.
    DİNLEYEN SAĞLIĞINDAN ALMAZ
    herkese acil şifalar diliyorum
    acan41@yahoo.com

  8. 8
    feylesof Says:

    Arkadaşım insanlar burada canlarıyla uğraşıyorlar sen bakteri falan diyorsun bütün bilimi yok sayıyorsun. Dünyanın her yerinde kemoterapi ve radyoterapi uygulanıyor. He mükemmel yöntemler mi, değiller. Kanser hücrelerini öldürürken normal hücrelere de zarar veriyorlar. Fakat tedavi olmazsa ölüme gidebilecek bir hastalıktan kurtulmak için biraz zehirlenmenin ve radyasyona maruz kalmanın sakıncası olmaz.

    İnsanlara kemoterapiyi radyoterapiyi bırakın diyorsun ne yapsınlar peki? Bilmem kimin makalesinden alıp da koymuşsun ya utan be kardeşim ayıp ya bu insanlar burada duygularını paylaşmışlar sen onların kafasını karıştırıyorsun.

    Senin dediğin şeylerin hiçbiri doğru değil. Bilimsel olarak kanıtlanmış şeyler değil. Bir şey öğrenmişsin papağan gibi tekrar ediyorsun. Burada doktor gibi ahkam kesiyorsun. Lütfen insanların umutlarıyla oynama. Kemoterapiden vazgeçin, radyoterapiden vazgeçin diyorsun. Seni dinleyeler yaşıyormuş hala, ne olacak yani seni dinleyip radyoterapi almayanlar kemoterapi görmeyenler yaşayacaklar, diğerleri ölecek mi? Mucize bir ilacın var da onu mu satmaya çalışıyorsun? Gerçekten hayretler içindeyim hala bu kadar da olmaz yani.

  9. 9
    MEHMET Says:

    FEYLESOF İLAÇ FİRMALARINDAN BİR RANT SAĞLIYOR MUSUN?
    BUNUN NERESİ BİLİM DİŞİ ADAM KANSERE NEDEN OLAN BAKTERİLERDİR DİYOR . DİĞER YAZDIKLARI DA FARMAKOLOJİ ANA BİLİM DALLARININ BEYAN ETTİĞİ BİLKİMSEL VERİLER. BU GÜN ARTIK AVRUPADA AKCİĞER KANSERİ İÇİN TEDAVİ YAPMIYORLAR. NEDENİ İSE KÖHNELEŞMİŞ TEDAVİNİN SONUCU VAHİM.BAŞKA ÖNERİN VAR MI? BENCE SENİN BU İŞTEN BİR MENFAATİN YOKSA CAHİLCE KONUŞUYORSUN.

  10. 10
    PERİ Says:

    arkadaşlar babam gecen yıl baypas oldu tekrar sorun yasıyıncan gecenlerde koşuyoluna gittim raporlar arasına sıkışmış ve unutulmuş bir akciğer tomografisini dr gösterdim hiç düşünmeden 1 yıldır nerdesınız akciğer kanseri dedi ya da demek istedi bugün siyami ersek hstnesine gittim dr gecen yılın raporunu götürdüm iyi değil sonuçlar tekrar tomografi dedi kendime çok kızıyorum onu nasıl gözden kaçırdım ya da dr çek dediği şeye bakmadan neden sadece kalple ilgilendi yarınki sonucu bekliyorum ağlamaktan babamın yüzüne bakamıyorum tabi o bunu bılmıyo ne yapcam o benim hayatım her şeyim düşüncesi bile delirmeme yetiyo dr önerisi bitkisel ilaç ya da şu reshe mantarı hakkında bilgisi olan var mı yardım edin

  11. 11
    müslümcü Says:

    arkadaşlar öncelikle her kese Allahtan şifa diliyorum.anlamadığım bi konu teknoloji son derece gelişmiş durumda iken tıb içinde aynı şeyler geçerli buna rağmen neden kanseri tamamen yok edecek ilac veya tedavi yöntemi bulunamıyor bırakın onu daha kanserin asıl nedeni bile bulunamamış bu bilim adamları ne yapıyor anlamıyorum basit grip ilaçlarıyla mileti oyalıyorlar.size tavsiyem kanserden kurtulmanın en büyük ilacı kanseri yenme inancıdır bugün kanseri yenen insanlar çok hepsi inançlarıyla yendiler tedavi ve inançla kanseri yeneceğinize inanıyorum.olmadıysa kaderine razı olup öleceksin sonuçta her kes ölüyor bi depremde bile yüzbinlerce insan ölüyor. düşün bi 100 yıl sonra şimdi yaşayan hiç bi insan olmayacak vesaire…

  12. 12
    selosan Says:

    kanser ilaçlarından hemşireler ve uzmanlar bucak bucak kaçıyor. doktora sormuştum tehlikeli bunlar niye veriyorsunuz diye. ömrü uzatmak için demişti…kısacası vermessek 1 ayda verirsek 6 ayda ölür demeye getiriyodu. bitkiler zararlıysa hastalara sebze yemegi vermeyin evinize de sokmayın. tiryak 2000 yıldır her derde deva olarak kullanılıyor tamamı bitkisel. zararlı diye ispatlayın avrupalılarada söyleyin yasaklasınlar.çünkü hala kullanıyolar.

  13. 13
    havva Says:

    arkadaşlar burda oturup kanserden annelerini ve yakınlarını kaybedenler için ağladım durdum bir insanın annesini gözlerinin önünde eriyip bitmesi çok üzücü,bende annemi kaybettim gözlerimin önünde can çekişti sevgili annecim.ALLAH sabırlık versin herkeze,vefat edenlerede ALLAH’tan rahmet diliyorum,mekanları cennet olsun

Leave a Reply